NAZMİ ÇOBAN Saray Belediye Başkanı

"Saray'da Halk kazandı"

Atatürk Devrimleri ve Kadınlarımız…

ataturk-ve-kadinAtatürk Devrimleri’nin amacı, Türk kadınını çağdaş dünyada layık olduğu konuma yükseltmekti. 1926’da Türk Medeni Kanunu ile kadın haklarına hız verilerek altı yüzyıllık Osmanlı’nın yürüyüşündeki kafes ardından kurtarmak ve aydınlığa ulaştırmak hedeflenmişti.

Cumhuriyetle birlikte kadınlarımız, kentleşme, öğrenim, iş durumu, kılık kıyafet vb.. konularda özgürlük kazandılar. Ev kadınlığının düşük statüsü ve sıkıcı monotonluğundan kurtarmak, özgür bir yapıya ulaşma benliğini gerçekleştirerek ekonomik gelişkinlik sağlamaktı.

Bugün hâlâ kadınlarımızın yeri tartışma konusudur. TBMM’de oranları yüzde 9, bürokraside ise yok gibiler. Her dört kadından biri çalışabiliyor, beşte biri okuryazar değil. Devleti yönetenlerin hedeflerinde kadın/erkek ayrımcılığını giderme çalışmalarının yapıldığı belirtiliyor. Ne yazık ki kadınlarımız kutlama yerine buruk bir duruştadırlar.

Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nün şiirli, şarkılı ve övgülü kutlamaları yerine; “Eşit işe eşit ücret, şiddet ve tacize son; her semte ücretsiz kreş; kızların ve kadınların eğitimine destek” gibi istekleri ciddiye alınmamaktadır. Atatürk’le birlikte 3 Nisan 1930’da kadınlara seçme ve seçilme hakkı verildi. 1933’te köy ihtiyar heyeti ve muhtar seçimi hakkı tanındı. 1934’te kadınlara genel seçimlere katılma, seçme ve seçilme anayasa değişikliğiyle verildi. O yıl 18 kadın Millet Meclisi’ne girdi. 1950’de Mersin ilimizde Müfide İlhan Türkiye’nin ilk kadın belediye başkanı seçildi.

Kadınlarımız 1923’ten sonra uzun süre çağdaş koşullarda ev ve ev kadınlığını dört duvara hapsedilmeden ve ideolojinin kurbanı olmadan yaşadılar. Dini baskı, türbanın simgesel duruşu ve kadın erkek ayrımcılığı gibi konular son yıllarda siyasilerin kadın haklarını zedelemesidir. Dünya kadınlarının sosyal yapısına ulaşabilmek amacıyla illerde toplanarak miting düzenleyen kadınlarımız; “Sınıfsal, ulusal, cinsel sömürüye hayır, hakkımızı arıyoruz” diyerek seslerini duyurmaya çalışıyorlar. “Şiddete, ikinci plana itilmeye, göz ardı edilmeye ve sömürüye” tepkilerini dile getiriyorlar. “Toplumsal cinsiyet kavramına hayır” haykırışları kadınlarımızın bilinçli davranışının dışavurumudur. Güzelliğin, zarafetin, işbirliğinin, dayanışmanın, uzlaşmanın ve hoşgörünün sembolü olan kadınlarımıza hak ettikleri değer verilmelidir.

Uğruna şiirler, şarkılar, türküler, öyküler söylenen, yazılan sevgili kadınlarımızın eşitlikçi isteklerinin yerindeliği tartışılmazdır. Atatürk, “kadın ve kadınlığın” nitelikli bir kavram olduğunun bilincindeydi. Dünya barışının korunmasında ve güçlenmesinde kadının yerini, önemini biliyordu. O nedenle 1857’de New York’ta kadınların başlattığı direnişte “Daha kısa çalışma, daha iyi gelir, oy ve sigorta hakkı” istekleri gerçekleşmelidir, diyordu. 1923’te İzmir’deki konuşmasında, “Şuna inanmak gerekir ki, dünya üzerinde gördüğümüz güzel olan her şey kadının eseridir”, “Türk ulusu olarak kadın, en saygın yerde, her şeyin üstünde yüksek ve şerefli bir varlık olarak görülür” diyordu. Sağlıklı bir toplum, dengeli ve tutarlı bir aile yapısı, kadın/erkek işbirliği ile olabilecektir. Toplumun değişim ve gelişimi, ülke sorunlarının çözümü kadın emeğinin katılımı ile sağlanacaktır. “Türk kadını dünyanın en aydın, en faziletli ve en ağır kadınıdır” demişti Mustafa Kemal. Kadınlarımız, sevginin, anlayışın, yardımlaşmanın, hoşgörünün ana kaynağıdır. Sağlıklı bir eş, can yoldaşı, arkadaş, sırdaş duruşuyla o, bir ana, bir kız, bir kız kardeştir. Bu temel özelliklerine deneyimi de katarak “bilge kişiliği” ile çocuklarının yol göstericileridir de.

Kadınlarımız eğitilerek onların girişimci ruhları geliştirilmelidir. Ekonomik özgürlükleriyle kendilerine özgüvenleri artacaktır. Aile içi şiddet, töre, namus cinayeti gibi istenmezler toplumsal kirlenmedir, eğitimsizliktir. Kız/erkek ayrımı yapılmaksızın çocuklar bilim, kültür, sanat, spor vb.. çalıştaylarda birlikte, eşit koşullarda eğitilerek, geleceğe yönelmelidirler. Atatürk, “Çocuk, sağlığı, dürüstlüğü; kadın, sevgiyi, şefkati simgeler” diyordu. Her şeyden önce “önce insan” kimliğine bakmak gerekir. Dünyada en yoksul insanlar genellikle kadınlardır; en eğitimsiz, iş bulamayan, az ücretle çalışan, şiddet karşısında ezilen, zarar gören de yine kadınlardır.

Sonuç: Kadının emeğine saygı gerekir. Eşit iş, eşit hak, sorunlarının çözümüne, sosyal yapılarına çağdaş bakış kaçınılmazdır. Dini baskı, sömürü, dört duvara tutsak olma ve sosyal eriyiş gibi istenmezlere karşı durulmalıdır./ İ. GÜRŞEN KAFKAS

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: